PHOKAIA

PHOKAİA
 
İzmir ili, Foça ilçesinde yer alan Antik Phokaia’daki ilk kazılar, 1913-1914 yılları arasında Fransız arkeolog Felix Sartiaux tarafından yürütülmüştür. Bölgedeki karışık olaylardan dolayı kazıyı bırakarak ülkesine geri giden Sartiaux, Foça’nın Yunan işgali altında olduğu yıllarda buraya geri döner ve 1920 yılında son sondajlarını yapar. Foça’nın yeniden Türkler’in eline geçmesiyle bir daha Foça’ya gelmez. Sartiaux, yaptığı çalışmalarda Phokaia’nın yayılımını anlamaya çalışmıştır ancak açtığı sondajların küçük olması nedeniyle herhangi bir sonuca ulaşamaz. Ancak bulduğu eserleri de yanında götürmeyi ihmal etmez.
 
Araya 1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve 2. Dünya Savaşı’nın girmesiyle, 1920 yılından sonra kesintiye uğrayan Phokaia kazıları, 1952 yılında Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal tarafından yeniden başlatılır. Akurgal, ilk bakışta, Phokaia’daki Athena Tapınağı’nı bulur. Tapınak alanı, üzerindeki okul inşaatından dolayı kazılamayan alanın hemen yanında yapılan kazı çalışmaları sırasında birçok sütun tamburları ve mimari buluntular ele geçer. 1952 yılından 1957 yılına kadar kesintisiz sürdürülen kazı çalışmaları, 1970 yılına kadar aralıklarla devam eder. 1985 yılında, Türkiye’de, Belediyeler Kanunu ile yerel yönetimlere imar izni verilince büyük bir şantiye alanına dönen Foça betonlaşmaya başlar ve çok hızlı bir şekilde eski kalıntılar yok olur.
 
Üçüncü kuşak kazıları olarak da bilinen son dönem kazıları, 1989 yılında başlar ve günümüzde de devam eder. İlk kazı çalışmalarına, belki de dünyanın en büyük seramik çöplüklerinden biri olan alanın da inşaata açılması ile başlanır. Bu dönemde alanı korumak adına sürdürülen sıcak savaşlar 1993 yılına kadar sürer. Sonunda Phokaia sit alanına çevrilir ve korumaya alınır.
 
Antik yazarlara göre, Atinalı önderlerin idaresinde gelen Hellenler, Kymeliler’in verdiği yerde ilk yerleşmelerini kurarlar. Her ne kadar antik yazarların bu ifadesi, Phokaialılar’ın Yunanistan’da Phokis’te oturan halkla bir tutmak yanlışında ve Ion kolonizasyonunu Attika’ya bağlamak gayretinde olduğunu gösterse de, Prof. Dr. Ekrem Akurgal, kazılarda bulunan gri seramiklerle, ilk gelenlerin Aioller olduğunu belirtir.  Pausanias ise Ionların Teos ve Erythrai’dan gelerek Phokaia’ya yerleştiklerini anlatır. Antik kaynaklardan anlaşıldığına göre Phokaia’ya önce Aioller, daha sonra da Ionlar gelmiştir; ancak yapılan son dönem kazıları, bunların kentin ilk yerleşenleri olmadığını göstermektedir. Antik kaynakların bildirdiklerinin tersine,  kent çok daha eskilerde mevcuttur; çünkü kentin güneyindeki yamaçlarda, Herodotos’un sözünü ettiği surlardan daha da güneyde, Phokaia’nın ilk yerleşim alanı bulunmaktadır. Bu alanda 1996-2004 yılları arasında bilimsel nitelikte arkeolojik kazılar yapılmış olup bu kazılar esnasında ortaya çıkan bulgular İlk Tunç Çağı’nın geç evresini, yani MÖ. III. binin ikinci yarısına ilişkin çanak çömlek parçalarının Foça’da en eski buluntular olduğunu ortaya koyar.
 
Arkaik Dönem’de oldukça ünlü olan Antik Phokaia’da görsel malzeme ile karşılaşmak çok zordur. Buna karşılık 1991 yılında, MÖ 340-330 yıllarına ait olan ve Anadolu’nun en eski tiyatrosu; 1992 yılında ise ünlü tarihçi Herodotos’un sözünü ettiği ünlü kent duvarları yoğun geçen kazı çalışmaları ile ortaya çıkarılmıştır. MÖ 6. yüzyıl başlarında Phokaia’nın en görkemli zamanında yapılmış olan bu sur duvarları, bütün görkemiyle bir tümülüs dolgusu altında bulunmuştur. Kent içerisinde devam eden sonraki kazı çalışmaları ile kentin asıl yerleşim alanının yarımadada olmadığını, bu yerleşimin yarımadanın arkasındaki anakarada olduğunu ve bugünkü kentin altında kaldığını ortaya çıkarmıştır.
 
Phokaia’nın kuruluşu çok eskiye gitmez. İonlar tarafından kurulduğu düşünülse de Prof. Dr. Ekrem Akurgal yürüttüğü kazılar sırasında ortaya çıkan gri renkli Aiol seramiklerine bakarak buranın MÖ 11. yüzyılda Aiollar tarafından kurulduğunu söylemiştir. Ancak üçüncü dönem kazıları, kentin kuruluşunun çok daha eskilere, günümüzden beş bin yıl önceye, yani İlk Tunç Çağına kadar dayandığını ortaya çıkarmıştır. Yerli seramiğin yanı sıra karşılaşılan Miken seramikleri, buraya gelen Mikenler’in yerli halkla kaynaştıklarının bir kanıtıdır.
 
Aynı bölgede bulunan yarım yuvarlak bir teras üzerindeki demirci atölyeleri, at nalı biçiminde birçok demirci ocağını içinde barındırır. MÖ 11. yüzyılın başlarında kurulan ve yüzyılın sonuna kadar kullanılan bu atölyelerde, aynı zamanda çelik üretildiği de anlaşılmıştır. Bu atölye tarihte dünyanın en erken çelik üreten demirci atölyelerinden biridir.
 
MÖ 11. yüzyılın sonlarında buraya gelip yerleşen İonlar, buralarda oval evler inşa etmişlerdir. Güneye bakan evlerin temelleri, 1 metre yüksekliğe kadar taştan sonra ise kerpiçten yapılmıştır. Evlerin içindeki ocaklardan dolayı evlerin bacaları da vardır.
 
İonlar yerel halkla kaynaştıktan sonra, MÖ 8. yüzyılda gemiler yapmışlar ve bu gemilerle denizlere açılmışlardır. MÖ 7. yüzyılda yoğunlaşan bu deniz yolculukları sonunda doğuya Mısır ve Mezopotamya Uygarlıklarına giden İonlar, buralarda öğrendikleri sanat, astronomi, tıp, edebiyat bilgilerini yurtlarına taşımışlar ve gelişerek büyük bir uygarlık haline gelmişlerdir. Deniz seferleri sayesinde, İonların kurduğu kolonilerin sayısı 30’a ulaşır.
 
MÖ 650 ve Perslerin bölgeye geldiği MÖ 546 yılları arası, Phokaia’nın en görkemli zamanlarıdır. Phokaialılar kolonileri kurarken, doğunun büyük gücü Medler, batıya doğru akmaya başlar ve batının büyük gücü Lidya ile savaşır. Bu zamanlarda ticari ilişkilerle İspanya’da Andalucia Bölgesi’nde Tartessos kentine giden Phokaialılar, ülkelerine geri dönüp korumak isterler. Phokaialılar ile çok iyi anlaşan, Tartessos kralı Arganthonios, kentlerinin surlarını inşa etmeleri için Phokaialılar’a para vermiştir. İon işçiliğinin kalitesini ortaya koyan bu görkemli surlar, Medlerin yerine geçen Pers sülalesine karşı koyamamıştır.
 
 
 
 
Herodotos’tan aldığımız bilgiye göre, Perslerin MÖ 547’de Sardes’i vurduktan sonra ilk saldırdıkları yer Phokaia olmuştur. Phokaialılar’ın Perslere karşı yaptıkları büyük savaşının izleri, 1992 yıllarında çalışmalar yürütülen sur duvarlarında karşımıza çıkmıştır. Yanmış kent kapısı ve bu kapının içinde karşılaşılan Pers ok uçları önemli bir kanıttır. Ayrıca taban üzerinde görülen kırık amphoranın ise savaş sırasında çıkan yangını söndürmek için kullanıldığı anlaşılmıştır. Sonuç olarak MÖ 546 yılında Phokaia’yı Persler ele geçirmiş ve Phokaia MÖ 5. yüzyılda önemini kaybetmiştir.
 
Phokaia kazıları 1989 yılından bu yana Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer ÖZYİĞİT başkanlığında yürütülmektedir.
 
 
 
 Kaynak: Prof. Dr. Ömer ÖZYİĞİT, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü

 Güncelleme: Mayıs 2012