Müzecilik

MÜZECİLİK
 
“MÜZE" kelimesi, ilkçağlarda; yazar ve ozanların ondan söz ederken, duygusallık ve içtenlik yüklü cümleler kullandıkları bir tanrısal varlıktan gelmektedir. Bu varlık; Yunanca "MOUSA", Latince "MUSA" olarak adlandırılan ve batı dillerinin hemen hepsine giren, güzel sanatların da kaynağı olarak gösterilen “esin perisidir”. 
İlkçağ inançlarına göre, insan ve tanrı arası birer varlık olan "MUSA"lar, bilimden sanata her alanda, insana yaşamın tadını bağışlayan, insanı tanrı, tanrıyı insan yapan, kökeninde akıl, düşünce ve yaratıcılık gücü özelliklerini içeren bir varlık olarak belirginleşir. İnsanların unutulmaması gereken eylemlerini ve olayların akışını değerlendirmeyi simgeleyen "MUSA" Klio, müzecilik düşüncesinin de izdüşümü sayılmaktadır.
Çağımızda, müzecilik; alan olarak bilimden sanata, uygarlığın gelişimini simgeleyen çeşitli dallarda etkinlik göstermektedir. Müzeler; kültür, sanat, bilim yapıtlarını ve doğa nesnelerini toplayarak, bunları toplumun gelişmesi ve eğitilmesi amacıyla sergileyen, inceleyen ve koruyan kurumlardır. Müzeler ülkelerin kültürel değerlerinin oluşmasına önemli katkılarda bulunurlar. 
Müzecilik, kavram olarak 17. yüzyılda ortaya çıkmıştır. İlk müze yapısı ise; İtalya'daki Uffizi Galerisi'dir. Türkiye'de ilk müze ise; 1846-1847 yıllarında Sultan Abdülmecit'in müşiri Fethi Ahmet Paşa tarafından, Aya İrini Kilisesi'nde, eski silahlar ve eski eserler toplanarak kurulmuştur. 
Ülkemizde gerçek anlamda müzecilik, Osman Hamdi Bey ile 1882 yılında başlar. Osman Hamdi Bey, Asar-ı Atika Nizamnamesi'ni yeniden düzenlemiş ve eserlerin yurt dışına çıkarılmasına yasak getirmekle, müzeciliğimiz açısından önemli bir adım atmıştır. 1910 yılında, Osman Hamdi Bey'in ölümü ile yerine kardeşi Halil Edhem Bey geçmiş ve Cumhuriyet'imizin ilanından sonra da bu göreve devam etmiştir.
 
Osman Hamdi Bey
Türkiye'de Cumhuriyet'in ilânına kadar müze kurma çalışmaları sınırlı kalmıştır. Cumhuriyet'in ilânından sonra Atatürk'ün kültür varlıklarının araştırılıp ortaya çıkarılmasına ve müzelerin ülke çapında yaygınlaştırılmasına verdiği önem nedeniyle çağdaş Türk müzeciliği büyük bir gelişme göstermiştir. 
Anadolu; coğrafî konumu, doğal şartları ve jeopolitik yapısı nedeniyle insanlığın varoluşundan bu yana kesintisiz iskân görmüş ve bunun haklı sonucu olarak "Uygarlıklar Ülkesi" olarak tanımlanmıştır. Nitekim Türkiye müzelerindeki koleksiyonları meydana getiren eserlerin büyük çoğunluğu 1935'lerden itibaren başlayan arkeolojik kazılar sonucu çıkarılmıştır. 
Anadolu'nun birçok ilindeki kilise, cami, han vb. anıtsal yapılar onarılarak yeni müzeler kurulmuştur. İçindeki eşyalar ile birlikte müzeye dönüştürülen Topkapı Sarayı 1927'de ziyarete açılmış olup, ülkemizin müze olarak tasarlanan ilk yapısı olan "Ankara Etnografya Müzesi", 1930 yılında halkın ziyaretine açılmıştır. 1940 yılında Mahmut Paşa Bedesteni'nde kurulan Hitit Müzesi, 1968 yılında restore edilerek "Anadolu Medeniyetleri Müzesi"ne dönüştürülmüştür. Müzecilik faaliyetleri daha sonraki yıllarda da devam etmiş, yurdun hemen hemen her köşesinde çok sayıda müze kurulmuştur.
 
 

Başlıca Müze Türleri:

  • Arkeoloji Müzeleri 
  • Etnografya Müzeleri 
  • Tarih Müzeleri
  • Güzel Sanatlar Müzeleri’dir.